DUYGUSAL ZEKA

DUYGUSAL ZEKA

 

İnsan zekası kadar hiçbir konu, psikolojide yoğun bir araştırma alanı olmamıştır. Bu alandaki en büyük atılım ise “duygusal zeka (emotion quotient)” görüşünün ortaya atılmasıdırSon zamanlarda oldukça çok karşımıza çıkan duygusal zeka (emotion quotient), kişinin kendisinin ve diğerlerinin hislerini ve duygularını izleme, bunlar arasında ayırım yapma ve bu bilgiyi düşünce ve eylemlerinde kullanma becerisini içeren, sosyal zekanın bir alt kümesidir.

 

IQ" ile ölçülen, zeka, insanların okul ve iş yaşamındaki başarısını belirleyen değişmez
bir etken midir? Öyleyse, neden yüksek IQ'lu çocuklar, ortalama IQ'ya sahip arkadaşlarına göre hayatta daha başarısız olabiliyor?


Dr. Daniel Goleman, psikoloji alanında çığır açan bu kitabında, "EQ"nun, "IQ"dan daha önemli olduğunu kanıtlıyor. "Duygusal zeka"yı, özbilinç, azim dürtülerini frenleme, başkalarını duygularını paylaşabilme gibi özellikleri içeren bir zeka olarak tanımlıyor.
Araştırma bulgularına göre, duygusal zeka yoksunluğu, kişinin aile yaşamından mesleki
başarısına, toplumsal ilişkilerinden sağlık durumuna kadar birçok alanda çok kötü sonuçlar doğurabiliyor. Ancak, Dr. Goleman'a, göre, duygusal zeka doğuştan gelen bir özellik değil.


İnsan beyninin yapısı dolayısıyla, çocuklukta alınan duygusal dersler, yaşam boyunca davranış tarzını belirliyor. Başta eğitimciler ve ana-babalar olmak üzere, herkesin ufkunu açan bu kitabın çok önemli bir toplumsal mesajı da var: Demokrasinin topluma ne ölçüde mal olduğu, bireylerin duygusal zeka düzeyiyle doğrudan bağlantılı.
Duygusal zeka”, son yıllarda, medyanın ilgisini çeken konulardan biri haline geldi. Duygular ve diğer özelliklerin zeka olup olmadığı bir yana, bu görüşün savunucularından Goleman (1995) sistematik bir kuram önermekten de uzak görünmektedir. Ancak, son yıllardaki zeka konusundaki gelişmeler (Gardner, 1993; Sternberg, 1997), geleneksel zeka görüşlerinin sorgulanmasını ve yeni önerileri de beraberinde getirmiştir. Bu yazıda, Goleman’ın “duygusal zeka” görüşünün eleştirisinden hareketle, “dinamik etkileşimsel model” önerisinde bulunulmaktadır. Model ve insan özelliklerinin profil ölçümü önerisinin, bireyler hakkındaki kararlar konusunda daha zengin bilgi vermesi beklenmektedir. Model henüz bir öneri niteliğinde olduğundan, tartışılarak geliştirilmesi ve görgül olarak test edilmesi gerekmektedir

Psikolojide hiçbir konu insan zekası kadar yoğun bir araştırma alanı oluşturmamıştır. Zeka ve zeka testleriyle ilgili araştırmalar insanları salt bilgiye dayanan yetilerle ölçmenin doğru olup olmadığı üzerinde odaklanmaktadır.

Son yılların en büyük sansasyonel atılımı ise "duygusal zeka" görüşü bazı Amerikalı psikologlar tarafından ortaya atılmıştır. "Duygusal zeka" terimi, ilk olarak 1990'da Harvard Üniversitesi'nden psikolog Peter Salovey ve New Hampshire Üniversitesi'nden psikolog John Mayer tarafından kullanılmıştır. Daha sonra Harvard Üniversitesi'nden ve The New York Times'da davranış ve beyin bilimleri konularından sorumlu psikolog Daniel Goleman tarafından geliştirilmiş ve duygusal zeka becerilerinin, bilişsel zeka dediğimiz (IQ) 'dan daha önemli olduğunu 1995 yılında yayınlanan "Duygusal Zeka" adlı kitabında kanıtlamaya çalışmıştır. Başarı için önemli gibi görünen duygusal nitelikleri betimlemek için bu terimden yararlanılmıştır. Bu nitelikler şunları kapsar:

  • Empati.
  • Duyguları ifade etme ve anlama.
  • Mizacını kontrol etme.
  • Bağımsızlık.
  • Uyum sağlayabilme.
  • Beğenilme.
  • Kişiler arası sorunları çözme.
  • Sebat.
  • Sevecenlik.
  • Nezaket.
  • Saygı.

Dr. Daniel Goleman, "duygusal zekayı kişinin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularına empati beslemesi, ve duygularını yaşamı zenginleştirecek biçimde düzenleyebilmesi yetisi" olarak tanımlıyor. Goleman'a göre beynin düşünen parçası, beynin duygusal parçasından ürüyor. Beynin düşünen ve duygusal parçaları genelde yaptığımız her şeyde birlikte çalışıyor ve gerek iş yaşamında gerekse özel yaşamda başarılı ve mutlu olmak, insanların duygusal zeka becerilerine bağlıdır.

DUYGUSAL ZEKA (Emotion Quetient-EQ) VE BİLİŞSEL ZEKA (Intelligence Quotient-IQ)

Sosyalbilimciler, bir insanın IQ'sunu tam olarak neyin oluşturduğu konusunda tartışıyorlar fakat birçok uzman, bellek, sözcük dağarcığı, anlama, sorun çözme, soyut muhakeme, algılama, bilgi işleme ve görsel-motor becerilerini içeren, hem sözel hem de sözel olmayan yetenekleri belirleyen Wechsler Zeka Ölçüleri gibi standartlaştırılmış zeka testleriyle ölçülebileceği konusunda hemfikirdir.

Duygusal zeka (EQ)'nun anlamı daha karışıktır. Salovey ve Mayer duygusal zekayı ilk olarak şöyle tanımlamışlardır: "Kişinin kendisinin ve diğerlerinin hislerini ve duygularını izleme, bunlar arasında ayırım yapma ve bu bilgiyi düşünce ve eylemlerinde kullanma becerisini içeren, sosyal zekanın bir alt kümesidir".

Gerçek şu ki, duygusal zeka asla ölçülemeyecek de olsa, yine de anlamlı bir kavramdır. Nezaket, kendine güven ya da saygı vb. gibi kişisel ve sosyal özellikleri kolayca ölçemesek de, çocuklarda bunları kolayca tanıyabilir ve önemleri konusunda hemfikir olabiliriz.

Duygusal zeka becerileri, bilişsel (Intelligence quotient-IQ) becerilerin karşıtı değildir, daha çok kavramsal düzeyde ve gerçek dünyada dinamik bir etkileşim halindedirler. Belki de bilişsel zeka ile duygusal zeka arasındaki en önemli fark, doğanın bir çocuğun başarı şansını belirlemeyi bıraktığı yerden devam etmek üzere ebeveynlere ve eğitimcilere bir fırsat yaratan duygusal zekanın daha az kalıtım yüklü olmasıdır.

Araştırmacılar arasında akademik zekanın, duygusal yaşamla pek ilgisi olmadığı görüşü hakimdir. Aramızdaki en zeki insanlar gem vurmadıkları tutkuların, söz geçiremedikleri dürtülerin esiri olabiliyor; yüksek IQ'lu (Intelligence Quotient) kişiler özel yaşamlarını hayret edilecek ölçüde kötü yönetebiliyor. Goleman'a göre IQ 'nun hayattaki başarıya katkısı en fazla yüzde yirmidir; geri kalan yüzde sekseni belirleyen başka etkenler vardır. Bir başka gözlemcinin da belirttiği gibi bir kişinin toplumda edindiği yeri, sonuçta IQ dışında kalan ve sosyal sınıftan şansa kadar uzanan etkenler belirler.

Eşit umut vaat eden, eşit eğitime ve imkanlara sahip kişilerin farklı yazgılarını açıklamakta da IQ'nun pek yardımı olduğu söylenemez.1940'larda Harvard'dan mezun olan 95 öğrenci orta yaşlarına kadar takip edildiğinde, okul sınavlarında en yüksek puanları alan kişilerin, daha düşük puanlı arkadaşlarına oranla maaş, verimlilik ve kendi alanlarındaki konumları açısından çok daha başarılı olmadıkları gözlenmiştir. Daha da ötesi, bu kişiler ne hayatlarından daha hoşnut, ne de arkadaş, aile ve aşk ilişkilerinde daha mutlu oldukları gözlenmiştir. Bu örnekte görüldüğü gibi akademik zeka yaşamın getirebileceği değişiklikler ve imkanlara hazırlıklı olmayı neredeyse hiç sağlamıyor. Oysa yüksek IQ zenginliğin, saygının, ya da mutluluğun bir garantisi olmadığı halde, okullarımız ve kültürümüz akademik becerilere takılıp kalarak, kişinin geleceğini belirlemekte çok önemli rolü olan duygusal zeka dediğimiz bir grup özelliği göz ardı ediyor.

Duygusal yetenek, bir meta-yetenektir; yani, ham zeka dahil, var olan diğer yeteneklerimizi ne kadar iyi kullanabileceğimizin belirleyicisidir. Birçok bulgu gösteriyor ki, duygusal yetenek sahibi-kendi duygularını tanıyan ve idare edebilen, başkalarının duygularını okuyup onlarla etkili bir şekilde başa çıkabilen- kişiler, hayatın her alanında-gerek romantik, yakın ilişkilerde, gerekse kuruluş içi politik ilişkilerde başarıyı belirleyen sözsüz kuralları kavrama becerisinde- avantajlıdırlar.

DUYGU NEDİR?

Bir yüzyılı aşkın bir süredir psikologlar ve felsefeciler "duygu"'nun ne anlama geldiği konusunda tartışıyorlar. Oxford ingilizce sözlüğü, duygu'yu "herhangi bir zihin, his, tutku çalkantısı ya da devinimi; herhangi bir şiddetli ya da uyarılmış zihinsel durum" olarak tanımlıyor. Amerikalı psikolog Dr. Daniel Goleman duyguyu bir his ve bu hisse özgü belirli düşünceler, psikolojik ve biyolojik haller ve bir dizi hareket eğilimi anlamında kullanıyor. Karşımları, çeşitlemeleri, mutasyonlarıyla yüzlerce duygudan söz edebiliriz. Tüm araştırmacılar aynı kanıda olmasa da bazı kuramcılar temel duygu kümeleri olduğunu öne sürüyor. Bu kümelerin başlıca adayları ve bazı üyeleri şöyle:

  • Öfke: hiddet, hakaret, içerleme, gazap, tükenme, kızma, sinirlenme, hınç, kin, rahatsızlık, alınganlık, düşmanlık ve belki de en uç noktada, patolojik nefret ve şiddet
  • Üzüntü: acı, keder, neşesizlik, kasvet, melankoli, kendine acıma, yalnızlık, can sıkıntısı, umutsuzluk ve patolojik olduğunda şiddetli depresyon
  • Korku: kaygı, kuruntu, sinirlilik, tasa, hayret, şüphe, uyanıklık, vicdan azabı, huzursuzluk, çekinme, ürkme, dehşet; patolojik olduğunda isefobi ve panik
  • Zevk: mutluluk, coşku, rahatlama, tatmin, haz, sevinç, eğlenme, gurur, tensel zevk, heyecan, vecd hali, hoşnutluk, kendinden geçme, aşırı zindelik, kapris ve en uç noktada mani
  • Sevgi: kabul görme, dostluk, güven, iyilik, yakın ilgi, sadakat, hayranlık, aşırı tutkunluk, muhabbet
  • Şaşkınlık: şok, hayret, afallama, merak
  • İğrenme: hor görme, aşağılama, küçümseme, tiksinme, nefret etme, hoşlanmama, itici bulma
  • Utanç: suçluluk, mahcubiyet, hayal kırıklığı, pişmanlık, küçük düşme, üzülme, çile ve nedamet

California Üniversitesi'nden Paul Ekman'ın keşfine göre belirli yüz ifadelerinden dördünün (korku, öfke, üzüntü, zevk) sinema ya da televizyonla karşılaşmamış oldukları tahmin edilen okuma yazma bilmeyenler de dahil olmak üzere, dünyanın değişik kültürlerinden insanlar tarafından tanınmasının de duyguların evrenselliğini gösterdiğini ileri sürmüştür. Ekman, Yeni Gine'nin ücra yaylalarında tecrit edilmiş halde yaşayan Taş Devri'nden kalma Fore kavmine varıncaya en uzak kültürlerin insanlarına göstermiş ve nerede olurlarsa olsunlar, insanların aynı temel duyguları tanıdığını görmüştür.

Dr Daniel Goleman da duyguları kümeler ya da boyutlar bağlamında düşünmekte ; öfke, üzüntü, korku, zevk, sevgi, utanç ve benzeri başlıca kümeleri duygusal hayatımızın sonsuz çeşitliliğinin bir kanıtı olarak görmektedir. Bu kümelerden her birinin özünde, temel bir duygusal çekirdek bulunduğunu ve bu çekirdekten temel duygunun akrabalarının sayısız mutasyonlarla halkalar halinde yayıldığını vurgulamaktadır. Dr. Goleman dış halkalarda ruh halleri olduğunu; teknik açıdan bunların duygudan çok daha sessiz ve kalıcı olduğunu belirtmektedir.(bütün gün öfkenin hararetine kapılmak ender rastlanan bir durumken, örneğin hırçın ve sinirli bir ruh hali içinde bulunmak o kadar ender görülen bir hal değildir ve bu ruh hali daha kısa süreli öfke nöbetlerini kolayca başlatabilir). Ruh halinin ötesinde mizaç, yani insanları melankolik, çekingen ya da neşeli yapan belli bir duygu ya da ruh halini uyandırma eğilimi vardır. Bu tür duygusal yatkınlıkların ötesinde de; klinik depresyon-ya da insanın kendisini zehirleyen bir duruma mahkum olduğunu hissettiği-sürekli kaygı gibi bariz duygu bozuklukları bulunmaktadır.

DUYGULAR NEYE YARAR?

Sosyobiyologlara göre duygularımız tehlike, acı bir kayıp, zorluklara karşın bir hedefe doğru ilerleme, eşine bağlanma ve bir aile kurma gibi yalnızca akla bırakılamayacak durum ve görevlerde yol göstericidir. Her duygu bizi bir şekilde hareket etmeye hazırlar; her biri insan hayatında tekrarlanan güçlüklerle baş edebilecek şekilde bizi yönlendirir.

Sizlere duguların insanları canları pahasına dahi olsa nasıl yönlendirdiğine dair Amerika'da yaşanan trajik bir olayı aktarmak istiyoruz:

Beyin felci yüzünden tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş on bir yaşındaki kızları Andrea'ya hayatlarını adayan Gray ve Mary Jane Chauncey çiftinin son dakikalarına bir göz atalım. Chauncey ailesi, Louisiana'nın nehir bölgesinde bir çarpma sonucu hasar gören demiryolu köprüsünden nehre yuvarlanan Amtrak treninin yolcularındandı. Karı-koca öncelikle kızlarını düşünerek, Andrea'yı su alarak gittikçe batan trenden kurtarmak için ellerinden geleni yapıp bir şekilde onu camdan iterek kurtarma ekibine ulaştırdılar. Kendileri ise sulara gömülü vagonun içinde can verdiler.

Bu hikaye, son dakikalarında dahi çocuklarının hayatta kalmasını sağlamak için çabalayan bir anneyle babanın bir tür efsanevi cesaretini anlatıyor. Kuşkusuz tarihimiz çocukları uğruna yaşamlarını feda eden ailelerle ilgili bunun gibi sayısız örneklerle doludur. Böyle bir kriz anında bu tüyler ürpertici kararı veren aile açısından bu sevgiden başka birşey değildir. Duyguların amaç ve gücünü anlatan bu kahramanlık örneği, insana kendini feda ettiren sevginin ve aslında hissedilen her duygunun insan hayatındaki merkezi yerine tanıklık ediyor. Bu durum en derin hislerimizin, tutkularımızın, özlemlerimizin, temel rehberlerimiz olduğunu gösteriyor.

İnsan doğasını duyguların gücünden soyutlayarak anlamaya çalışmak, üzücü bir dar görüşlülüktür. Salt zekaya, yani IQ'nun ölçtüğü şeye verdiğimiz değer ve önemde çok aşırıya gidildiği uzmanlarca belirtiliyor. Duygular bize hakim olduğu sürece, zeka-iyi yada kötü-hiçbir yere varamaz.

İlk etik yasaları ve bildirileri-Hammuarbi Kanunu, Yahudilerin On Emri, İmparator Aşoka'nın Fermanları-duygusal yaşamı yumuşatma, ehlileştirme, evcilleştirme, çabaları olarak görülebilir.

Aslında tüm duygular harekete geçmemizi sağlayan dürtülerdir; evrim, yaşamla baş edebilmemiz için bizi acil plan yapabilecek şekilde programlamıştır. Duygu (emotion) sözcüğünün kökü moteredir. Latince hareket etmek anlamına gelen fiile "e-" ön eki getirildiğinde uzaklaşmak olur ki bu, her duygunun bir harekete yönelttiği fikrini vermektedir.

Psikologların ve sosyologların günümüzde yapmaya çalıştıkları şey duygunun yerine aklı koymaya değil, ikisi arasındaki akıllı dengeyi bulmaya çalışmaktır. Goleman, eski paradigmanın duyguların çekiminden bağımsız bir akıl idealini içerdiğini, yeni paradigmanın ise bizi zihinle kalbin uyumunu sağlamaya zorladığını belirtiyor ve ayrıca, yaşamımızda zihinle kalbin uyumunu sağlamak için öncelikle, duyguları zekice kullanmanın ne demek olduğunu daha iyi anlamamız gerektiğini vurguluyor.

Empati ve Daha Çok Duygusal Zeka

Empati başkalarının duygularını anlamaya çalışma, tavırlarını onların ruhsal durumlarına göre ayarlayabilme becerisi, ikili insan ilişkilerinin temelini oluşturuyor. İnsanın başkalarıyla iletişimini zorunlu kılan hayatın tüm alanlarında bu kabiliyet önemini artırmakta: İster evlilik olsun, ister ebeveyn-çocuk ilişkisinde, alışverişte ya da yönetimde karşınızdaki insanla psikolojik iletişim kurmanız için size gerekli olan şeydir empati.

Amerikan psikolog E.B. Titchener empati kelimesini ilk defa yirmili yıllarda, küçük çocukların başka insanların duygularına katılmalarını ifade etmek için kullanmıştı. Bu kelime anlam itibariyle Yunanca bir kelime olan "empatheia" dan farklıdır. Bu ifadeyle estetik teorikçileri, başkalarının duygularını anlama becerisini kastetmişlerdir. Aynı kavramı Titchener, başkalarının hüzünlerini algılayan insanın aynı şekilde hüzün hissetmesini ifade etmek için kullanmıştır. Ancak bu kelimenin sempatiden farklı bir anlamı olmasını istediki sempatide başkalarının duygularını paylaşmakla beraber kendimizi karşımızdakinin duygularına kaptırmayız.

Birçok insan duygularını sözlerle anlatmaktan çok başka yollarla ifade etmeyi tercih eder. Başkalarının ne hissettiklerini anlayabilmek için öncelikle bu sözlü olmayan ifadeleri çözmek gerek: Beden duruşu, yüz ifadesi, ses tonu ve bunun yanında daha bir çok şey.

Eğer birinin söylediği sözle beden duruşu veya yüz ifadesi uyuşmadığı hissine kapılıyorsanız, bu durumda ne söylendiğine ve ne şekilde söylediğine dikkat etmemiz gerekecek. İletişim araştırmacılarına göre duygusal mesajlar %90 oranında sözlü olmayan ifadelerdir.

Bu şekilde dışa vurulan duygular, ses tonundan anlaşılan korku hissi veya yüz ifadesinde kendini gösteren kızgınlık gibi, genellikle bilinçsizce algılanır. Bu mesajlar çoğunlukla anlamazlıktan gelinerek suskunlukla cevaplanır ya da ona göre hareket edilir. İnsanların gönderdiği mesajları algılayabilme becerisi sonradan öğrenilir.

İnsandaki sağduyunun kökleri çocukluk yıllarına kadar dayanır. Çocuklar daha çok küçükken bile, diğer çocukların ağlamalarına tepki verirler. Bu davranış sağduyunun başlangıç dönemi olarak kabul edilir. Başkasıyla birlikte hissetmek demek, onun duygu yaşamını paylaşmak demektir. Bu durumda empatinin ahlaki fonksiyonu da söz konusu oluyor. Başkalarının acılarına tanık olan ve duygularını paylaşan bir insan konuya aktif olarak katılmak ve yardımcı olmak üzere motive olur. Kendini başkalarının yerine koyabilme becerisi insana belirli ahlaki prensipleri yerine getirme gayreti verir.

Sonuç olarak empati insanlarla ikili ilişkilerimizde başarıyı belirleyen ve sosyal ilişkilerimizi yönlendiren bir etmendir. Toplumumuzun dokusunu koruyan oldukça önemli ve gerekli bir beceridir.

Şimdi örnek bir olayla sağduyu kabiliyetinizi ölçelim. Bugün eşinizle tanıştığınız üçüncü yıldönümü. Eşiniz bu gecenin şerefine evde, mum ışığında romantik bir yemek düzenledi. Bir şansızlık oluyor ve o gün büroda işiniz bitiremediğiniz için eve geç geliyorsunuz ve mumların yanıp bittiğini, yemeğin soğuduğunu görüyorsunuz. Sarf ettiğiniz onca özür dileklerinden sonra hala kızgın olup olmadığını sorduğunuzda kafasıyla hayır işareti yapıyor ama hala tek kelime etmeden kanepenin köşesinde oturmaya devam ediyor.

Sizce eşiniz neler hissediyor?

  1. Belki hala birazcık kızgın, ama ben özür diledim, daha ne yapabilirim ki?
  2. Çok kızgın ve kırgın durumda. Onu teselli etmek için gerçekten özel bir şeyler yapmalıyım.
  3. Kızgın olmadığını söyledi işte. O halde bu gecenin güzel tarafını yaşamaya başlayabiliriz.

"a" cevabını tercih ettiğiniz takdirde eşinizin duygularına ortak olmadığınızı söylemek mümkün. Davranışlarından ziyade eşinizin sözlü ifadelerine dayanarak hareket ediyorsunuz. Bu da eşinizle aranızda yanlış anlaşılmalara sebep olduğu gibi, eşiniz de kendisini anlamadığınızı düşünerek üzülecektir.

Davranışınız "b" şıkkındaki cevaba uygunsa, bu durumda eşinizin duygularını anlamanız ve ona göre hareket etmeniz mümkündür. Bu şekilde hareket etmekle yanlış anlaşılmaların önüne geçerek eşinize gerektiği şekilde muamele etmiş olursunuz.

Size göre yapılması gerekenler "c" de belirtilenlerse, o halde empatinizin fazla gelişmemiş olduğunu söylemekte yarar var. Eşinizin kızgın olmadığını söylemesi size yetiyor, onun duygularını anlamaya yanaşmıyorsunuz. Eşinizin sözlü olmayan ifadelerini algılayamıyorsunuz. Bu da evliliğinizde hoş olmayan bazı problemlere sebep olabilir.

Empatinizi geliştirmenin en temel ilkesi olarak yine kendi duygularını doğru algılama karşımıza çıkıyor. Ne hissettiğinizi tam olarak algılayabildiğinizde ve duygularınızla başa çıkmayı öğrendiğinizde başkalarının duygularını algılayabilmemiz mümkün olacaktır.

Sahip olduğumuz duygular, sadece bize ait ve bize özel mülkümüzdür. Onlar hakkında bizden başka kimse bilgi sahibi olamaz. Duygularımızla ne şekilde hareket edeceğimiz hakkındaki bilgiler içgüdü olarak bizimle birlikte doğar. Gerisini ise eğitimler ve çevre etkileriyle kendi kendimize öğreniriz.

Biz bu özelliğimizi çok değerli görürüz, çünkü bu bizi diğerlerinden ayıran özel bir şeydir.

Belki de bu yüzden diğer insanlara duygularımızdan bahsetmeye çekiniriz. İçimizin derinliklerini birilerine açtığımızda, açık verdiğimiz düşünerek onun tarafından incinmenin daha kolay olacağına inanırız.

Bütün insanlar birbirlerinden farklı düşünürler. İnsanlar aynı konu ve olay hakkındaki duyguları birbirinden farklı olabilir. Bazıları duran trafikte çılgına dönerken, bazıları da oldukça soğukkanlı davranırlar. Bir kısım insanlar her olaya büyük tepkilerle karşılık vermelerine karşın başkaları öylesine sakindirler ki duyguları olup olmadığından emin olamazsınız.

Önemli olan tüm insanların kendi duygularını ustaca idare edebilmeleri için öncelikle onları kabul etmeleridir. Buna dayanarak çocuk eğitimi ile ilgili yapılması gereken önemli bir görev ortaya çıkmış oluyor; çocukları mümkün olduğu kadar çok durumlarının bilincinde yetiştirmek. Ancak bu şekilde onların ilerki yaşamlarını kolaylaştırmak mümkün olacaktır.

Mesaj oldukça anlaşılır: Duygularımıza biraz daha önem vermek, hayatımızda bir çok şeyi kolaylaştıracaktır. Keşke anne-baba ve çocuklar birbirleriyle ve kendi duygularıyla olan iletişimlerini kolaylaştırsalar ve böylece duygusal zeka ve bilgilerini yükseltme konusundaki umutlarını artırsalar.

DUYGUSAL ZEKAYI KULLANABİLMEK

Duygusal zeka’yı geliştirmenin ilk ve en önemli adımı farkındalık kazanmaktır.  Neyi niye hissettiğimizi bilmek oldukça güç bir adımdır.

 

1-   Mutlu olabilmek için duygularınızın sorumluluğunu alın.

2-   Kişileri ya da olayları etiketlemek yerine duygularınızı isimlendirin.  Düşüncelerinizi duygularınızdan ayırmaya çalışın.

3-   Kendi duygularınıza sahip çıkın.  Unutmayın!  Hissettiğiniz duygulardan kimse sorumlu değildir.

4-    Negatif bir duygu hissettiğinizde yerine koyabileceğiniz pozitif bir duygu arayın.

5-    Karar verirken duygularınızı kullanın.  Her alternatif çözüm için ne hissettiğinizi gözden geçirin.

6-   Kızgınlığınızı kontrol edin. 

"ÇOCUK ŞİDDETİNİN NEDENİ (EQ EKSİKLİĞİ)
EQ EKSİKLİĞİ

Özellikle ilk beş yılda anne babanın çalışmasından dolayı onlardan ayrı kalan, hayatlarında bu boşluğu televizyonla dolduran, duygusal zekayı, empatiyi geliştirecek gerekli ilgi ve sevgiyi göremeyen çocuklar, büyümeye başladıklarında çok çabuk, acımasız birer katile dönüşebiliyorlar.
Mitchell Johnson, henüz 13 yaşında bir öğrenci. Ama o bu küçük yaşında, kendi akranı 10 öğrenciyi ağır yaraladı ve bir öğretmeni öldürdü. Yine ABD’de 18 yaşında bir genç kız, üyesi olduğu bir çeteyle, 3 kişilik bir aileyi hunharca öldürdü. Özellikle Batı’da ve ABD’de sıkça rastlanan bu olaylara, ülkemizden de örnekler verebiliriz. Ama bu kadarı bile, yeterince korkunç ve düşündürücü. Peki ama o masum yüzleri ile çocukları bu denli acımasızlığa, şiddete iten sebep ne?

Sevgisizlik duygusal zekayı köreltiyor Çocukluktan itibaren öğrenilmeye başlanan duygusal zeka (EQ)’nın gelişiminin, çocuk 15 yaşına gelmeden tamamlanmış olması gerekiyor. Duygusal zekayı geliştiren bir ortamda büyüyenler, EQ’su yüksek kişiler olarak, başkalarıyla iyi geçinen, uyum yeteneği yüksek, öz disipline sahip, hayatla barışık bir birey olmanın tadını çıkarıyorlar. Eğer çocuk duygusal zekasını geliştirecek bir ortamdan mahrum kalmışsa, biraz büyüdüğünde, kolaylıkla şiddete başvurabiliyor hatta bir dizi cinayetler işleyen acımasız bir katile bile dönüşebiliyor.

Hayatta kalmanın kilit mekanizması olan duygusal zeka, aynı zamanda insanların içinde yatan hainliğin de en büyük engelleyicisi. Duygusal zekanın normal zekadan farkı; beyin, alt ve üst olmak üzere iki kısma ayrılıyor. Üst beyin düşünen beyin, ama her şey üst beyinle halledilemiyor. Beynin kalbi dediğimiz alt beyin ise, buna öğrenen, duygusal beyin de deniyor, sağ kalmanın, insan olmanın, insan gibi davranmanın temelini oluşturuyor. Çünkü başımıza gelmiş olan her olay, öğrenilen her duygu alt (öğrenen) beyinde hatırlanıyor. Örneğin sevinçli olduğunuzda ya da öfkelendiğinizde ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz. Hiç sevinçliyken, etrafına kızan birini gördünüz mü? İnsanların tüm bu duyguları öğrenmesini ve hatırlamasını sağlayan beynin alt kısmı duygusal beyindir. Bir anlamda bizim tepkilerimizi düzenleyip, hayatta kalmamızı sağlar. Ama çocukken kişi duygusal beyin geliştirecek; yani duyguları öğrenecek bir ortamda büyümemişse, büyüdüğünde başkalarıyla olan ilişkilerinde sorunlar yaşar. Genelde başkalarına söz hakkı tanımayan, uyum yeteneği gelişmemiş bir birey olur. Duygusal zekayı körelten en büyük etken de sevgisiz bir ortamda yetişmektir.

ABD’de EQ düşüyor Ünlü duygusal zeka uzmanı Daniel Goleman, son yıllarda özellikle ABD’de yaşanan çocuk şiddetini, duygusal zekanın eksikliğine bağlıyor. Goleman’a göre, “gelişmiş ülkelerde anne ve babalar iş yaşamına kendilerini fazla kaptırdıkları için çocuklarıyla geçirecek vakit bulamıyorlar. Fakat bunun bedeli her şeyden daha ağır oluyor. Anne babanın olmadığı bir ortamda, çocuk bütün vaktini televizyon karşısında geçiriyor. Hatta zamanla dışarıda kendi yaşıtlarıyla oynamak bile istemiyor. Böylece sevgi, arkadaşlık, sadakat, ilgi,merhamet, dostluk, empati tüm bu duyguların hiçbiriyle karşılaşamadığı için öğrenemiyor. Hatta bunun yerine televizyon karşısında tersi yönde acımasızlık, nefret. Öç gibi duygularla besleniyor. Sonuçta duygusal zekası gelişmemiş, empati yeteneği olmayan bireyler olarak, topluma zararlı hale geliyorlar.”
Eğitimle duygusal zeka geliştirilebilir Daniel Goleman, bugün özellikle gençlerde EQ’ bir azalma gördüğünü söylüyor. Gençler hatta çocuklar uyuşturucu kullanıyor, cinayet işliyorlar. Bu yaşananları önlemek için, duygusal zeka açısından öğrencilere çok iyi bir eğitim sunmak gerekiyor. Ve bugün ABD’de çocuklara duygusal zeka düzeyinde okur yazarlık öğretilmeye çalışılıyor. Empati geliştirme, stresi bastırma gibi başlıklar altında dersler veriliyor.

Empati eksikliği tehlikeli! Empati karşınızdaki duygularını söylemeden, ses tonuyla, hareketleriyle, sizin onu anlamanızdır. Aslında empati bir anlamda, başkalarına acıma duygusudur. Empati yeteneği olmayan çocuklar kendilerine nasıl davranılırsa karşılarındakine de öyle davranırlar. Düşen bir arkadaşlarını teselli etmek yerine ona bağırır hatta vururlar. Çünkü empati karşınızdakinin ıstırabını hissedebilmektir. Empatisi olmayan kişiler yalnız kendilerini düşünürler. Birisine kızdıklarında bunu şiddete başvurabilirler.

Araştırmacılar, “karakter” ya da “EQ” dediğimiz şeyi oluşturan sosyal ve duygusal becerilerin, IQ testleriyle ölçülen bilişsel zekadan çok daha önemli olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik IQ’nun aksine, duygusal zeka çocuklara gelişimlerinin her aşamasında öğretilebiliyor. Çocukların modern çağın duygusal stresiyle ve büyümenin getirdiği doğal sorunlarla baş edip üstesinden gelebilmesinde çok önemli olan EQ becerilerine ilişkin Dr Shaphiro’nun geliştirdiği kontrol listesini aşağıda sunuyoruz.

Kendi kendimizi bu konuda test etmeye ne dersiniz?...

Anne-Babanın EQ Kontrol Listesi

1. Çocuğunuzdan ciddi sorunları saklıyor musunuz?

-Evet -Hayır

(Hayır. Çoğu psikolog, anne-babaların küçük çocuklarından bile ciddi sorunlarını saklamamaları kanısındadır. Çocuklar birçok insanın düşündüğünden çok daha esnektir ve sorunların gerçekçi açıklamalarından yarar görürler.)

2. Kendi hatalarınızı açıkça tartışıyor musunuz?

-Evet -Hayır

(Evet. Düşüncelerinde ve beklentilerinde gerçekçi olmaları için çocukların anne-babalarını hem hataları hem de olumlu nitelikleriyle kabul etmeyi öğrenmeleri gerekir.)

3. Çocuğunuz haftada sekiz saatten fazla televizyon izliyor mu?

-Evet -Hayır

(Hayır. Bu pasif etkinlik EQ becerilerinin ilerlemesine çok az katkıda bulunur. Şiddet içeren televizyon programları öfkesini kontrol etmekte zorlanan çocuklar için özellikle sorun oluşturur.)

4.Kendinizi iyimser bir kişi olarak değerlendiriyor musunuz?

-Evet -Hayır

(Evet. Araştırmalar iyimser çocukların daha mutlu, okulda daha başarılı ve fiziksel olarak daha sağlıklı olduklarını gösteriyor. Çocuklar çoğunlukla anne-babalarını izleyerek ve dinleyerek iyimser ya da kötümser bir tutum geliştirirler.)

5. Çocuğunuzun arkadaşlar edinmesine yardımcı oluyor musunuz?

-Evet -Hayır

(Evet. Çocuk gelişimi araştırmacıları özellikle 9-12 yaşları arasında “en iyi arkadaş”a sahip olmanın yakın ilişkiler kurmayı öğrenmekte önemli bir gelişimsel aşama olduğuna inanıyorlar. Arkadaşlık becerileri eğitimi çocuğunuz yürümeye başladığı andan itibaren başlamalıdır.)

6. Çocuğunuzun izlediği televizyon programlarının ve oynadığı bilgisayar oyunlarının şiddet içerip içermediğini denetliyor musunuz?

-Evet -Hayır

(Evet. Şiddet içerikli televizyon programlarının ve bilgisayar oyunlarının çocuklarda saldırganlığa yol açtığına dair kesin deliller bulunmasa da, bu onları başkalarının ilgi ve hislerine karşı duyarsızlaştırmaktadır)

7. Çocuğunuzla birlikte oyunlara ve etkinliklere günde 15 dk ya da daha fazla zaman ayırıyor musunuz?

-Evet -Hayır

(Evet. Çocuklarınızla oynayarak ya da onların etkinliklerine katılarak vakit geçirmek, onların benlik imgelerini ve özgüvenlerini geliştirir.)

Yorum Yaz